Kayaya Oyulmuş Haç İşareti Ne Anlama Gelir? Bir Taşın İçinde Saklı Kalan Hikâye
Kayseri’de büyüyen biri için dağlar sadece manzara değildir. Arka fonda duran dekor da değildir. Bir şey anlatır ama bağırmaz. Sanki söylemek istediğini yutmuş gibi… Sessiz, ağır ve biraz da kırgın durur.
Ben bunu ilk kez bir yaz sonu keşfetmiştim. O gün hâlâ aklımda çünkü hayatımda bazı anlar var, sanki “sonra seni değiştireceğim” diye mühürlenmiş gibi kalıyor.
O gün de öyle bir gündü.
Yürümeye Başladığım O Gün
Arkadaşım “gel biraz yukarı çıkalım, kafa dağıtalım” dediğinde çok düşünmedim. Kayseri’de “biraz yukarı” demek zaten genelde yarım gün yürüyüş, susuzluk testi ve dizlerde hafif isyan demekti.
Ama o gün içimde garip bir şey vardı. Sanki kafamın içinde sürekli aynı cümle dönüyordu:
“Bir şeyler eksik ama ne olduğunu bilmiyorum.”
Bunu yüksek sesle söylemiyorsun tabii. İnsan böyle şeyleri söyleyince zayıf görüneceğini sanıyor. O yüzden susuyorsun.
Yürüdükçe şehir arkada küçüldü. Toz, taş ve rüzgâr… Hepsi aynı tonda konuşuyordu.
Ve sonra onu gördüm.
Kayaya Oyulmuş Haç İşareti
İlk başta sıradan bir çizik sandım. Kaya yüzeyinde rastgele bir iz gibi duruyordu. Ama yaklaştıkça şekil netleşti.
Bir haç işareti.
Kayaya oyulmuş.
Ne boyanmış, ne çizilmiş… Direkt taşın içine işlenmiş.
O an içimde bir şey durdu. Sanki yürüyen ben değildim de, yürümeyi unutmuş bir tarafım geri gelmiş gibiydi.
İçimden şu geçti:
“Bunu kim yaptı?”
Ama sorunun cevabından çok, sorunun kendisi beni etkiledi.
Kayaya Oyulmuş Haç İşareti Ne Anlama Gelir?
O an bilmiyordum ama insan bazı şeyleri bilmeden de hissediyor.
Bu işaret orada sadece bir sembol değildi. Bir “ben buradaydım” cümlesiydi.
Sanki biri çok uzun zaman önce, kimsenin onu duymayacağını bilerek konuşmuştu.
Arkadaşım yanımda bir şeyler anlatıyordu ama sesi uzaktan geliyordu. Ben tamamen o taşa kilitlenmiştim.
İçimde garip bir karışım vardı:
Heyecan
Hafif bir ürperti
Ve açıklayamadığım bir hüzün
Sanki o işaret bana değil, bana benzer birine bırakılmıştı.
Taşın Sessizliği ve İçimdeki Gürültü
Elimi kayaya yaklaştırdım. Soğuktu. Ama o soğukluk fiziksel değildi sadece. Daha derin bir şeydi.
Sanki zamanın eli değmişti oraya.
Bir an gözümün önüne bir sahne geldi. Gerçek mi hayal mi bilmiyorum ama çok netti:
Birisi gece olmuşken, etraf sessizken, sadece rüzgârın sesi varken o kayayı kazıyordu.
Belki korkuyordu. Belki umut ediyordu. Belki de sadece unutulmak istemiyordu.
Ve o an düşündüm:
“Ben olsam neyi kazırdım bu taşa?”
Cevap veremedim.
Çünkü insan kendi içini kazıyacak kadar cesur olmuyor her zaman.
Geçmişin Ağırlığıyla Konuşmak
Bir süre orada öylece durduk. Arkadaşım sonunda sustu ve “iyi misin?” dedi.
“İyiyim” dedim ama bu kelime o an bana yabancı geldi.
İyi olmak neydi ki?
O kayaya oyulmuş haç işareti bana bir şeyi hatırlattı: İnsan bazen yaşadığını sadece nefes almak sanıyor ama aslında içinde bir sürü katman taşıyor.
Ve o katmanların bazıları hiç konuşmuyor.
Ama taşlar konuşuyor.
Sessizce.
Bir İşaretin Bıraktığı Boşluk
O işaretin anlamını sonradan araştırmadım hemen. Çünkü bazen öğrenmek istemezsin. Bir şeyin gizemli kalması daha dürüst gelir.
Ama içimde şu düşünce kaldı:
“Bu işaret bir inancın mı, bir yalnızlığın mı, yoksa sadece bir hatırlatma mı?”
Belki de hepsi.
Çünkü
Kayaya oyulmuş haç işareti ne anlama gelir?
sorusu tek bir cevaba sıkışmıyor.
Bazen:
Bir inancı temsil eder
Bazen bir korunma isteğini
Bazen de sadece “unutma beni” demektir
Ama o gün benim için hepsi tek bir şeye dönüşmüştü:
İnsan iz bırakmak ister.
Kayseri’ye Dönüş ve İçimde Kalan Yankı
Aşağı indiğimizde şehir aynıydı. İnsanlar aynı, sesler aynı, hayat aynıydı.
Ama ben aynı değildim.
Çünkü bazı görüntüler insanın içine kazınır. Tıpkı o taş gibi.
Eve döndüğümde uzun süre hiçbir şey yapmadım. Sadece oturdum.
Düşündüm.
Ve ilk defa şunu fark ettim:
Ben de iz bırakmak istiyordum.
Ama taşlara değil.
İnsanlara.
Bir İşaretin Öğrettiği Şey
Zaman geçtikçe o kayayı daha farklı hatırlamaya başladım. Artık sadece bir sembol değildi.
Bir hikâyeydi.
Bir insanın “buradaydım” deme şekliydi.
Ve en önemlisi, kaybolmamak için bırakılmış bir sessiz çığlıktı.
Bunu düşündükçe içimde bir şey yumuşadı. Hayal kırıklığım biraz azaldı. Yerine tuhaf bir umut geldi.
Sanki dünya, sandığım kadar boş değildi.
Sonunda Anladığım Şey
O gün öğrendiğim şey basit ama ağırdı:
Bazı işaretler geçmişi anlatmaz, insanı anlatır.
Kayaya oyulmuş o haç işareti bana tarih kitabı gibi bilgi vermedi.
Bana şunu hissettirdi:
“Sen de bir gün bir yerde, bir şekilde iz bırakacaksın.”
Belki bir taşta değil.
Belki bir insanda.
Belki sadece bir hatırada.
Ama bırakacaksın.
Ve belki de en önemlisi, bir gün biri o izi bulduğunda, senin hissettiğin her şeyi anlamaya çalışacak.
Kadinmatinesi olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “Kayaya oyulmuş haç işareti ne anlama gelir” konusunda daha fazlası için takipte kalın!